Pardon Sizi Satın Alabilir Miyim?

Standart

“Sen şimdi bana belki de çocuğu nasıl böyle bir lüks içinde yetiştirebildiğimi, ona seçkinlerin dünyasına özgü bu aydınlık ve neşeli hayatı nasıl sağlayabildiğimi soruyorsundur. Sevgilim, sana karanlıkların içinden sesleniyorum, utanç duymuyorum. Bunu sana hep söylemek istiyordum, fakat sakın korkma sevgilim, kendimi sattım! Tam olarak sokak kızı ve ya fahişe diye nitelendirilenlerden olmadım, ama kendimi sattım. Zengin erkek arkadaşlarım, zengin sevgililerim oldu; önce ben onları aradım, daha sonra da onlar beni aradılar çünkü -bilmem farkına vardın mı hiç?- çok güzeldim. Kendimi verdiğim her erkek bana bağlanıyordu, hepsi de bana teşekkür ettiler, bana bağlandılar, beni sevdiler sevgilim, beni hep çok sevdiler!”

Tiyatro odasında, boşlukla konuşurken kardeşim bunları söylüyordu. O an oyununu kesinlikle izlemeye karar verdim, konusu gayet ilgi çekiciydi.

Güzel bir kadın… Güzelliğinin farkında olan bir kadın… Güzelliğini ve de cinselliğini silah gibi kullanabilen bir kadın karşısında cebi para dolu, cebindeki paralar sayesinde statü elde etmiş ve o statüyle beraber güzel kadını da elde etmiş bir adam…

Tam bir ‘klasik!’

Bu hikaye tutar! Bu hikaye satar! Neden? Konu gerçek.

Günümüzde sistemin getirdiği hastalıklı ruh halinin bazı kadınlar ve erkeklerde vücut bulma hali. Sonuçta herkes bir savaş içinde, hep daha fazla, daha fazla, daha fazla, daha, daha, daha isteyen bir toplumken, neden paranın da azıyla yetinelim ki?

İşte paranın azıyla yetinmek istemeyen, ama kendi çalışıp didinip kazanmak yerine, ‘kıssadan hisse’ yollara başvurmak isteyen kadınların formülü:

X diyelim erkek, Y para olsun, bu durumda X+Y = AYŞE (lüks + tatil + alışveriş + araba + tekne + bal + kaymak…)

Evet denklem budur. Matematikten en anlamayan Ayşe’lere bile Matematiği söktürür, sevdirir bu denklem. O nedendir ki kıssadan hisseci Ayşeler bu denklemi ezbere bilirler.

Her sabah 7’de kalkmakmış, işe gitmekmiş, toplantıya girmekmiş bunlarla ilgilenmezler. Ayşe’nin vatani borcu bu değildir, Ayşe kuaförde dört, sporda üç saatini harcamayı tercih eder, bir maniküre servet ödemeyi tercih eder, yatırımını bu şekilde kendisine yapar. Sonuçta en büyük yatırım dış görünüşe yapılacak yatırımdır. Öyle kolay bir şeymiş gibi konuştuğuma bakmayın, bunu herkes yapamaz, hiç de kolay bir iş değildir.

Ayşeler yanlış anlamayın! Ben de parayı seviyorum, herkes seviyor!

Ama kendimden çok değil!

Nasıl olur da gerçek bir sevgi bağı kurmaya ihtiyaç duymadan ilişki yaşanabilir? Sevmeden, gözler kapatılarak sevişmeye ne kadar tahammül edilebilir? Peki sırf sağlayabileceği maddi refah uğruna nasıl bir erkeğin sevdiği/sevebileceği kadın rolü oynanabilir? Bu rol nereye kadar oynanır, neden oynanır? Bu kadar iyi gözlemci ve iyi bir satıcıysan eğer Ayşe’cim neden bu yetenekleri bir erkek üzerinde harcayıp tüketmek yerine gerçek bir meslek, bir iş üzerinde beynindeki kıvılcımları çaktırmıyorsun?

Peki seni sadece cinselliğin ve de güzelliğin için sevmeyi öğrenmiş bir erkeği, sırf parası uğruna sevebilmeyi becermiş olmak, masanda duran hayali bir elmanın çok lezzetli olmasıyla övünmen gibi bir durum değil mi aslında?

Bir arkadaşım bana şöyle demişti; ‘Paraya bakmayan kadın diye bir şey yoktur, para öyle bir illüzyon dünyası yaratır ki, en bakmayacak kadını bile etkisi altına alır o dünya. Bir söz vardır “Tanrı’ya alternatif olarak parayı yarattılar!” Bu acı fakat bir miktar doğrudur. Tabi ki Tanrı isterse o parayı elinden alır, ama eğer ki Tanrı yanına yoldaş arıyorsa, o parayı sende bırakır, sen de küçük dünyanda Tanrıcılık oynarsın. İstediğin kadınla üstelik! Yalnızca dürüst olan kadınlar, onlara sağladıkların için yani özüne inersek, para için, seninle birlikte olduğunu hissettirir sana, diğerleri ise kendilerine bile yalan söylemeye devam eder. Aslında herkes parayı ve herkes parayı getiren adamı sever. Noel Baba’nın bile efsane olma sebebi hediyelerdir. Eli boş gelseydi hiçbir çocuğun hayallerini süslüyor olmazdı…’

Tam tersini savunmama rağmen, o konuşmada kendisine hak verdiğim çok fazla söz vardi. Evet paranın yarattığı dünya kadını içine çekebilir, anlık mutlulukları doruk noktasına taşıyabilir, ama peki ya uzun vadede?

Birinin parası için onunla beraber olmak demek, onun boyunduruğu altına girmeyi de aynı zevkle ve şevkle kabul ediyor olmak demektir. E madem paranı o ödüyor, madem artık senin sahibin o, o halde öp bakalım efendinin ayaklarını yavrucum!

Geçmişe bakalım, tarihin tozlu sayfalarını karıştıralım, bütün savaşlar özgürlük uğruna yapılmadı mı? Sen şimdi bir kağıt parçası uğruna mı modern köleliği kabul ediyorsun? Belki bu yüce amacın uğrunda ilerlerken yaptıkların sana kölelikmiş gibi gelmeyecek, ama yanlış yöne gittiğini vardığın noktada anlayacaksın.

Peki bir köle parayı ne kadar özgürce harcayabilir; daha da kötüsü para ona ne katabilir özgürlük veremedikten sonra?

Hadi diyelim gittin tüm dünyayı da dolaştın, en pahalı kıyafetleri de sen aldın, araban da var, teknen de, uçağın da… Peki o noktaya gelince ‘işte yapmış olduğum her şeyi, tam da bu noktaya, -kendi Everest’imin zirvesine- gelebilmek için yaptım ve tüm sahte gülümseyişlerime, tüm kısıtlanmışlıklarıma, her yuttuğum cümleye, her içimden gelmeden söylediğim ‘seni seviyorum’a, her atılan aşağılayıcı bakışa ve her küçümseyici söze değdi’ diyebilecek misin?

Eğer öyleyse devam et derim… Ben bunu anlayamam ama insan anlayamadığını kınamamalı!

 

(Belki daha önce okumuş ve ya duymuşsunuzdur bu haberi, yine de yeri gelmişken paylaşmak istedim. Doğruluğu ne kadar tartışılır bilinmez  büyük ihtimalle sadece internette dolanan bir şehir efsanesi yinede ders almak isteyene her hikaye bir öğretidir.)

Dünyanın en büyük finans şirketlerinden J.P. Morgan’ın CEO’su James Dimon’a evlenmek için zengin bir eş arayan genç bir kız tarafından atılan elektronik postaya Dimon’un verdiği akıl dolu cevap :

SORU:

Zengin bir adamla evlenebilmek için ne yapmalıyım ?

Sizinle dürüst olacağım. Bu yıl 25 yaşına giriyorum. Çok güzelim, iyi bir stilim var ve kaliteli şeyleri severim. Yıllık geliri 500 bin dolar veya daha fazla olan bir adamla evlenmek istiyorum. Aç gözlü olduğumu düşünebilirsiniz fakat New York’ta yıllık geliri 1 milyon dolar olan insanlar orta sınıf sayılıyor.

Çok şey istemiyorum. Bu sitede yıllık geliri 500 bin dolar veya daha fazla olan biri var mı? Hepiniz evli misiniz? Sormak istiyorum, sizin gibi zengin insanlarla evlenmek için ne yapmam gerek?

Bugüne kadar birlikte olduğum erkekler arasında en zengini yılda 250 bin dolar kazanıyordu. Central Park’ın batı yakasında, yüksek bütçeli rezidanslarda yaşamak isteyen biri için yıllık 250 bin dolar yeterli değil. Size alçak gönüllülükle soruyorum:

1) Zengin bekarlar nerede takılır? (Lütfen bar, restaurant, spor salonu gibi mekanların isimlerini ve adreslerini yazın.)

2) Hangi yaş kategorisine odaklanmalıyım?

3) Çoğu zenginin eşleri neden ortalama güzellikte? Bir kaç kızla tanıştım; güzel veya ilgi çekici değiller ama zengin erkeklerle evlenebiliyorlar.

4) Kimin karınız, kimin yalnızca sevgiliniz olabileceğine nasıl karar veriyorsunuz? Benim hedefim evlenmek.

Bayan Güzel

 

CEVAP:

Sevgili Bayan Güzel,

Yazınızı büyük bir ilgiyle okudum. Tahmin ediyorum ki sizin gibi aynı soruları soran pek çok genç kız var. Lütfen profesyonel bir yatırımcı olarak durumunuzu analiz etmeme izin verin. Benim yıllık gelirim 500 bin doların üzerinde, sizin kriterlerinize uyuyor, bu sebeple okuyan kimsenin zamanını çalmadığımı ümit ediyorum.

Bir iş adamı gözünden bakarsak, sizinle evlenmek kötü bir fikir. Cevap çok basit, lütfen açıklamama izin verin. Detayları bir kenara bırakırsak, yapmaya çalıştığınız şey “güzellik” ile “para” ikilisini takas etmek: A kişisi güzelliği sağlar, B kişisi de bunun için ödeme yapar, gayet adil. Fakat burada ölümcül bir problem var; sizin güzelliğiniz kaybolacak ama benim param iyi bir sebep olmadıkça tükenmeyecek. Aslına bakarsanız, benim gelirim yıldan yıla artabilir, ancak siz yıldan yıla güzelleşemezsiniz. Bu sebeple, ekonomik açıdan bakarsak, ben değer kazanan bir varlıkken siz değer kaybeden bir varlıksınız. Hem de sıradan bir değer kaybı değil, katlanarak artan bir değer kaybı. Eğer güzellik sizin tek varlığınızsa, değeriniz 10 yıl sonra çok daha düşük olacak.

Wall Street’te kullandığımız bir terimden yola çıkarsak, sizin için “takas pozisyonu” diyebiliriz, “satın al ve bekle” değil. Sizi satın almak iyi bir fikir değil, bu sebeple kiralamayı tercih ederim. Çünkü alışveriş değeri düşen bir şeyi uzun süre elde tutmak hiç de iyi bir fikir değil. Aynı şey sizin istediğiniz evlilik için de geçerli.

Söylediklerim size zalimce geliyorsa şöyle düşünün; tüm paramı kaybetseydim, beni terk etmez miydiniz? Aynı şekilde güzelliğinizi kaybettiğinizde, benim de çıkış yolunu bulmam lazım.

Yıllık geliri 500 bin doların üstünde olan insanlar aptal değil; sizinle yalnızca çıkarız ama evlenmeyiz. Size, zengin bir adamla evlenme fikrini unutmanızı öneririm. Bu arada, yılda 500 bin dolar kazanan o zengin siz olabilirsiniz. Zira o kadar parayı kazanmak, zengin bir aptal bulabilme ihtimalinizden daha yüksek.

CEO J.P. Morgan

 

 

 

Pardon Sizi Satın Alabilir Miyim?’ için 3 yanıt

Yorum bırakın